Mutualizm: Hırsızlığı Meşrulaştıran Bir Felsefe


Sosyalizm–komünizmin çöküşü
, kapitalizme yönelik düşmanlığın yeni bir dışavurum kanalı olarak çevreciliğin dikkat çekici biçimde yükselmesine yol açmakla kalmamış, aynı zamanda eski anarşist hareketin kalıntıları içinde de —elbette çok daha sınırlı ölçekte— bir canlanmayı beraberinde getirmiştir. Bu eski akımın günümüzdeki uzantıları kendilerini zaman zaman “liberteryen” ya da “sol-liberteryen” olarak adlandırmaktadır. Bu kalıntı hareketin en öne çıkan damarlarından biri ise “Mutualizm” adını taşımaktadır. Bu akımın felsefesi son dönemde Kevin Carson adlı bir yazarın Studies in Mutualist Political Economy adlı kitabında ortaya konmuştur (Fayetteville, Arkansas, 2004, özel basım). Ben bu eseri Journal of Libertarian Studies’in güncel sayısında değerlendirmiş bulunuyorum. İncelememin giriş kısmı da bu sitede 10 Haziran tarihli blog yazımda yer almaktadır.

Bu metindeki amacım, söz konusu incelemenin şu paragrafını ayrıntılı biçimde açmaktır:

Örneğin, ben —Carson’ın kendi ölçütlerine göre de meşru sayılacak bir şekilde— bir taşınmazın yasal sahibi isem ve bu taşınmazı kira karşılığında bir kiracıya vermeye karar verirsem, Carson’a göre mülk artık kiracının olur; benim karşılıklı rızaya dayalı kira bedelini tahsil etmeye yönelik girişimim ise kiracının “mutlak mülkiyet hakkına yönelik şiddet içeren bir saldırı” sayılır. Fiilen Carson, bir ev sahibinin hakkını hırsıza karşı koruyan devletin bunu yapmasını “devlet müdahalesi” olarak görmektedir. Ona göre benimle kiracı arasındaki bağlayıcı bir kira sözleşmesini yasaklamak meşrudur ve bu durum ne sözleşme özgürlüğünün ihlali ne de devlet müdahalesidir.

Bu iddiamın dayanağı olarak şimdi bizzat Carson’ı alıntılıyorum:

Mutualistlere göre, bir arazinin mülkiyetinin meşru temeli yalnızca fiili kullanım ve ikamettir; kaç kez el değiştirmiş olursa olsun bu durum değişmez. Mevcut bir mal sahibi, mülkiyeti satış ya da bağış yoluyla devredebilir; ancak yeni sahip ancak kendi fiilî ikameti ve kullanımı yoluyla meşru mülkiyet tesis edebilir. İkametteki her değişim, mülkiyette de bir değişim anlamına gelir. Uzaktan mülk sahipliğine dayalı kira geliri ve boş toprakların uzaktaki bir malik tarafından fiilî kullanıcıdan esirgenmesi Mutualistlerce meşru sayılmaz. Arazinin fiilî kullanıcısı malik kabul edilir ve kendisini mal sahibi ilan eden herhangi bir kişinin kira talebi, zilyedin mutlak mülkiyet hakkına yönelik şiddet içeren bir saldırı olarak görülür.

Bu pasajı yüzeysel okuyan biri, Carson’ın yalnızca yeni bir malikin taşınmazı kullanmaması durumunu kastettiğini düşünebilir. Elbette böyle bir ihtimal vardır; ancak asıl incelenmesi gereken durum bu değildir. Asıl meseleyi oluşturan durum şudur: Carson’ın bizzat meşru saydığı bir kişinin, mülkünü sözleşmeyle bir başkasına devretmesi ve bu ikinci kişinin gerçekten de taşınmazı kullanmaya ve ikamet etmeye başlaması.

Sorun şuradadır: Carson’a göre, bu ikinci kişinin sırf fiilî kullanım ve ikamet yoluyla mülkiyeti kazanması, birinci malikin mülkiyet hakkını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Yani ilk malik artık hiçbir hak iddia edemez.

Şöyle düşünelim: Birinci malik ile ikinci taraf bir kira sözleşmesi üzerinde özgür iradeleriyle anlaşsın. Carson’ın ilkesine göre, ikinci taraf taşınmaza girip kullanmaya başladığı anda artık gerçek malik olmuştur. Çünkü “ikamet değişimi mülkiyet değişimidir.” Birinci malik kullanımda olmadığı hâlde kira talep etmeye devam ederse, Carson’a göre artık “uzak malik”tir ve talep ettiği kira da meşru değildir. Dahası, kira talebi kiracının mutlak mülkiyet hakkına yönelik “şiddet” sayılır.

Oysa burada karşılıklı rızaya dayalı, açık bir sözleşme vardır. Kiracı, sözleşmeye rağmen kira ödememeye karar verirse ne olur? Başkasına ait meşru mülkü elde etmiş ve bedelini ödememiş olmaz mı? Mülkü hem kullanıp hem de iade etmeyip ödeme yapmıyorsa bu açıkça hırsızlık değil midir?

Eğer kiraya verirken onun bu şekilde davranacağı önceden bilinseydi, taşınmaz zaten kiraya verilmezdi. Kiraya verilebilmesini mümkün kılan şey tam da yazılı ve bağlayıcı bir sözleşmedir. Bu sözleşmede de kira ödenmezse mülkün kullanımının ilk malike döneceği ve gerekirse zor kullanma yoluyla tahliye uygulanabileceği kabul edilmiştir.

Carson, işte bu durumda bile mal sahibinin hakkını reddetmekte ve tahliyeyi “şiddet” saymaktadır. Mahkemelerin ve kolluk güçlerinin sözleşmeyi uygulamasını ise “devlet müdahalesi” olarak nitelemektedir.

Bu yüzden incelememde şu sonuca vardım: Carson’a göre bir hırsıza karşı mülk sahibinin hakkının korunması bile devlet müdahalesidir. O, tarafların bağlayıcı kira sözleşmesi yapmasını yasaklama yetkisini kendinde görür ve bunu ne sözleşme özgürlüğünün ihlali ne de devlet zorbalığı olarak sayar.

Üstelik Carson’ın özel mülkiyet düşmanlığı yalnızca araziyle sınırlı değildir; bunu konutlara da teşmil etmektedir. Boş evlerin ve apartman dairelerinin evsizler tarafından zorla işgal edilmesini açıkça savunur. Şöyle der:

Bir kentteki tüm boş ya da terk edilmiş konutlar evsizlerce işgal edilirse, hiç değilse kısa vadede barınak sağlanmış olur. Bu süreçte gecekonducu hareketi büyük bir eğitsel ve propaganda işlevi görür, kent nüfusu arasında siyasal bilinç geliştirir, kamuoyunun dikkatini ev sahipliğinin sömürücü niteliğine çeker ve en önemlisi devleti ve mülk sahiplerini sürekli savunmada kalmaya zorlar.

Tüm bunlar ışığında şunu söylüyorum: Carson’ın “Mutualizmi” hırsızlar için yazılmış bir felsefedir. Nitekim daha ayrıntılı incelememde şu sonuca vardım:

Carson’ın mantığı doğrudan otomobil hırsızlığını da meşrulaştırır: Bir kişi Hertz’ten ya da Avis’ten araba kiralar; artık kullanan odur, şirket ise “uzak malik”tir. Bu mantık, o an giyilmeyen kıyafetlerin de çalınmasını meşrulaştırır. Çünkü mülk bir kez hırsızın eline geçti mi, artık kullanan o olduğu için meşru malik hâline gelmektedir. Carson mülkiyetin, basitçe zilyetlik ve kullanım değil, mülk üzerinde tasarruf etme yönündeki ahlaki ve hukuki hak olduğunu kavrayamamaktadır.

Daha da ironik olanı, bu ilke geçmişteki büyük toprak gasplarına yönelik eleştirisini de temelden geçersiz kılmaktadır. Zira barbar istilalar sonrası toprakları ele geçirip işleyen topluluklar açısından Carson’ın kendi ölçütlerine göre ortada bir haksızlık yoktur: kullanan artık maliktir. Onun yaklaşımı, hırsızlık kullanım içerdiği sürece itiraza kapalı hâle gelir.

Carson’ın gerçekte karşı olduğu şey şiddet ya da zor yoluyla mülkiyet edinilmesi değildir. Aksine, kendince “haklı” gördüğü durumlarda bunu bizzat savunur. Asıl karşı olduğu, mülkün kullanılmadan elde tutulmasıdır. Yani sorun “çalmak” değil, çalınan şeyin başkasına kullandırılmasıdır.

Sonuç olarak Carson’ın karşı çıktığı şey adaletsizlik değil, büyük servet farklılıklarıdır. Zenginlerin atıl servetlerini yoksullar adına meşrulaştırılmış bir el koyma yoluyla yeniden dağıtmak istemektedir.

Şimdilik esas bilinmesi gereken şudur: Carson’ın Mutualizmi, mülkiyetin korunmasına değil, onun sistematik biçimde gasp edilmesine teorik meşruiyet kazandıran bir öğretidir.


Kaynak: Mutualism: A Philosophy for Thieves | Mises Institute

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anarko-Kapitalizm Bir Ütopya mıdır? Modern Örnekler İle Çok Merkezli Hukuku Anlamak

Javier Milei’yi Savunmak: Kevin Carson’ın “Helikopterler Hariç Her Şey” Başlıklı Yazısına Karşı Bir Yanıt